
Belki de annelikte en çok ihtiyaç duyduğun şey, daha fazlasını öğrenmek değil, kendini daha iyi tanımaktır.
Çünkü anne olduktan sonra etrafında sana ne yapman gerektiğini söyleyen çok fazla ses var.
“Daha sabırlı ol.”
“Çocuğunun duygusunu yönet.”
“Rutin oluştur.”
“Tutarlı ol.”
“Çocuğuna sınır koy.”
“Önce onun ihtiyacı…”
Ve sen bütün bunları yapmaya çalışırken bir gün kendine şu soruyu sorabiliyorsun:
“Ben bütün bunların arasında neredeyim?”
İşte İnsan Tasarımı’na (Human Design) annelik açısından bakmak, tam da burada farklı bir kapı açabilir.
Human Design, kişinin beden grafiği -BodyGraph- adı verilen haritası üzerinden enerji merkezleri, tanımlı ve tanımsız alanları, strateji ve otoritesi gibi mekanizmaları inceleyen bir sistemdir. Dokuz merkezden bazıları tanımlı, bazıları tanımsız olabilir; tanımlı merkezler daha tutarlı çalışan alanları, tanımsız merkezler ise çevreden daha fazla etkilenebilen, koşullanan ve deneyimlerin büyütülebildiği alanları ifade eder.
Ama bir anne için bunun anlamı sadece bir haritayı öğrenmek değildir.
Kendi çocuğunun yanında neden bazen bambaşka bir anneye dönüştüğünü fark etmektir.
“Ben neden böyle tepki veriyorum?”
Mesela…
Çocuğun sabah hazırlanmak istemiyor.
Saat ilerliyor.
Senin zihninde yapılacaklar listesi büyüyor.
“Geç kalacağız.”
“Her sabah aynı şey.”
“Bir kere de beni dinlese.”
Ve bir anda sesin yükseliyor.
Sonra çocuğun yüzündeki ifadeyi görüyorsun.
İçinden bir ses:
“Ben böyle bir anne olmak istemiyorum.” diyor.
Ama belki de mesele senin kötü bir anne olman değildir.
Belki de o anda çocuğunun davranışından çok, senin kendi içindeki baskı tetiklenmiştir.
Human Design burada sana “doğru anne nasıl olunur?” demekten ziyade,
“Sen nasıl çalışıyorsun?” sorusunu sordurabilir.
Çünkü her anne aynı şekilde enerji kullanmaz.
Bir annenin Sakral Merkezi tanımlı olabilir.
Başka bir annenin Sakral Merkezi tanımsız olabilir.
Bir anne duygusal dalgalarını daha tutarlı yaşayabilirken, başka bir anne çevresindeki duyguları çok daha yoğun hissedebilir.
Bir anne “hayır” demekte zorlanırken, başka bir anne kontrolü bırakmakta zorlanabilir.
Bir anne sürekli yetişmek zorunda hissederken, başka bir anne çocuğunun hızına uyum sağlamakta zorlanabilir.
Bunların hiçbirini “iyi anne / kötü anne” diye etiketlemek zorunda değilsin.
Çünkü Human Design’da tanımlı ve tanımsız merkezlerin biri diğerinden daha iyi kabul edilmez. Her ikisi de farklı bir işleyişi gösterir.
Ve belki de annelikte ihtiyacımız olan şey tam olarak budur:
Kendimizi düzeltmek yerine kendimizi anlamak.
Çocuğunu anlamadan önce kendini anlamak…
Çocuğun ağlıyor.
Sen de geriliyorsun.
Çocuk daha çok ağlıyor.
Sen daha çok geriliyorsun.
Bir süre sonra ikinizin de sinir sistemi birbirini besleyen bir döngünün içinde kalabiliyor.
Sonra sen kendine kızıyorsun:
“Neden sakin kalamadım?”
Ama belki daha önce sormadığın soru şu:
“Benim bedenimde ve enerjimde şu anda ne oluyor?”
Human Design’ın annelikteki en kıymetli kullanım alanlarından biri burada ortaya çıkıyor.
Kendini gözlemlemek.
Tetikleyicilerini fark etmek.
Çocuğundan gelenle sana ait olanı ayırt etmeye başlamak.
Ve zamanla:
“Bu gerçekten benim ihtiyacım mı, yoksa bulunduğum ortamın enerjisini mi taşıyorum?” diye sorabilmek.
Tanımsız merkezler özellikle çevreden gelen enerjinin daha fazla hissedilebildiği alanlar olarak ele alınır. Bu nedenle anne-çocuk ilişkisinde kendi deneyimin ile çocuğundan veya ortamdan aldığın deneyimi ayırt etmeyi öğrenmek farkındalık yaratabilir.
Annelik, kendinden vazgeçmek demek değil.
Bence anneliğin en görünmez yaralarından biri bu.
Çocuğunu çok seviyorsun.
Onun için elinden geleni yapmak istiyorsun.
Ama zamanla:
Onun uykusu senin uykundan önemli oluyor.
Onun ihtiyacı seninkinden önce geliyor.
Onun duygusu seninkini bastırıyor.
Onun geleceği için bugününü feda ediyorsun.
Ve bir gün aynaya baktığında,
“Ben ne zaman kendimi bu kadar geriye attım?” diye düşünüyorsun.
Oysa Eşsiz Annelik Yolculuğu, çocuğunu daha az sevmekle başlamıyor.
Kendini de bu sevginin içine dahil etmekle başlıyor.
İnsan Tasarımı -Human Design- çocuğunu değiştirmek için değil, onu olduğu haliyle görmek için kullanılabilir.
Çocuğunun haritasına baktığında amaç:
“Bunu nasıl daha iyi yönetebilirim?” olmamalı.
Belki soru şuna dönüşebilir:
“Bu çocuk dünyayı nasıl deneyimliyor?”
Neye ihtiyaç duyuyor?
Nerede baskı hissediyor?
Nerede kendi doğallığını daha rahat yaşayabiliyor?
Ben onun yanında hangi tarafımı daha fazla ortaya çıkarıyorum?
Ve en önemlisi:
Onu kendi beklentilerime göre şekillendirmeye çalışıyor muyum?
Çünkü bazen çocuğumuzun davranışını düzeltmeye çalışırken aslında kendi korkumuzu yatıştırmaya çalışıyoruz.
“Daha uslu olsun.”
“Daha başarılı olsun.”
“Beni dinlesin.”
“İnsanların içinde beni zor durumda bırakmasın.”
“Doğru yetiştireyim.”
Bütün bu cümlelerin altında bazen tek bir ihtiyaç yatıyor:
“Yeterince iyi bir anne olduğumu bilmek istiyorum.”
Peki ya yeterince iyi olmak zorunda değilsen?
Ya anneliğin bir performans değilse?
Ya her gün sabırlı, sakin, kontrollü ve kusursuz olmak zorunda değilsen?
Ya çocuğunun her duygusunu çözmek yerine onunla birlikte kalmayı öğrenebilseydin?
Ya kendi öfken geldiğinde kendini suçlamak yerine:
“Şu anda bende ne tetiklendi?” diyerek fark edebilseydin?
İşte İnsan Tasarımını Human Design’ı annelikte kullanmak benim için burada anlam kazanıyor.
Bir “mükemmel anne olma” yöntemi olarak değil.
Kendine geri dönme aracı olarak.
Çünkü çocuğunu anlamaya çalışırken kendini kaybetmek zorunda değilsin.
Eşsiz Annelik, başka bir annenin yöntemini kopyalamak değildir.
Belki senin çocuğuna iyi gelen şey, başka bir annenin çocuğuna iyi gelenle aynı olmayacak.
Belki senin enerjin, sınır koyma biçimin, dinlenme ihtiyacın, karar alma şeklin farklı olacak.
Ve belki de yıllardır kendine sorduğun:
“Ben neden diğer anneler gibi yapamıyorum?” sorusunun yerine artık şunu sorabilirsin:
“Benim için doğru olan ne?”
İşte bu soru, anneliği bir görev listesinden çıkarıp bir kendini tanıma yolculuğuna dönüştürebilir.
Çünkü çocuğuna verebileceğin en değerli şeylerden biri yalnızca iyi bir eğitim değil.
Kendisini tanıyan bir anneyle büyümek.
Kendi duygusunu fark eden.
Kendi sınırını bilen.
Kendi enerjisini tanıyan.
Kendini suçlamadan sorumluluk alabilen.
Ve çocuğuna bakarken aynı anda kendisini de görebilen bir anne.
Belki bugün kendine sadece şunu sor:
“Çocuğumun ihtiyacını karşılamaya çalışırken, kendi ihtiyacımı en son ne zaman gerçekten duydum?”
Cevabın ne olursa olsun…
Kendini yargılama.
Çünkü Eşsiz Annelik Yolculuğu, daha iyi bir anne olmaya çalıştığın yerde değil; olduğun anneyle gerçekten tanıştığın yerde başlar.
Kendini tanıdıkça çocuğunu daha farklı görürsün.
Çocuğunu farklı gördükçe ilişkiniz değişir.
Ve ilişkiniz değiştikçe annelik, taşıman gereken bir yük olmaktan çıkıp yaşayabileceğin Eşsiz bir yolculuğa dönüşür.
Belki de mesele daha iyi bir anne olmak değil.
Kendin olarak anne olabilmek.